18 Kasım 2017, Cumartesi   |   English
Türkiye, Beyin 4.0 Versiyonuna Nasıl Geçer?
Yazan: turk-internet.com Haber Merkezi      17 Mayıs 2017, Çarşamba      Sayfayı Yazdır         Tavsiye Et Paylaş
Sigara yasakları, trafikte hız sınırı gibi konulara Türkiye içinde ve dışında yaşayan Türklerin verdiği tepkiler arasındaki farklara bakınca hayret etmeden duramıyorum. Hep ülkemizin neden gelişemediğinden, neden ekonomik olarak geri kaldığından, neden teknolojik sıçrama yapamadığından bahseder duruyoruz ama bunu ardında yatan gerçek sebebe yani insana, yani kendimize hiç bakmıyoruz.

Sigara yasakları, trafikte hız sınırı gibi konulara Türkiye içinde ve dışında yaşayan Türklerin verdiği tepkiler arasındaki farklara bakınca hayret etmeden duramıyorum. Hep ülkemizin neden gelişemediğinden, neden ekonomik olarak geri kaldığından, neden teknolojik sıçrama yapamadığından bahseder duruyoruz ama bunu ardında yatan gerçek sebebe yani insana, yani kendimize hiç bakmıyoruz.

Bu tür farklılıkları gördüğümde “Acaba batılı insanların sahip olduğu beyin versiyonu farklı mı?” diye sormadan edemiyorum.

Bu yazı kısmen geçmiş anıların canlanması gibi görünse de, beni "İşte bu nedenle ileriye gidemiyoruz. Dönüşüm geçirmesi gereken esas bölüm kafalarımız" diye düşündürten konuları anlatacağım.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”. Bu söz sanki “sporun önemine” atıfta bulunuyor gibi görünüyor ama ben bunu "kafa sağlığı" açısından görüyorum. Ekonomik ve teknolojik ilerleme için yapmamız gerekenlere, bireysel olarak sahip olmamız özellikler bile bu sözle açıklanabilir. Gerçekten “sağlıklı kafalara sahip miyiz?”. Her gün kendimize sormamız gereken asıl soru bu.

Sigara İçme Özgürlüğünün Sınırı Nedir?

2008 yılında çalıştığım Koç.net firmasından mecburi olarak ayrılmak zorunda kalınca radikal bir karar almış ve 1996 yılından beri içinde olduğum Internet & Telekom profesyonel yaşamıma ara verme yolunda adımlar atmıştım. Türkiye’de “şirket aidiyetinin” sizin şirkete değil, şirketin size verdiği değerle doğru orantılı olduğu ortada. Sonuç olarak şirketin verdiği bu karar aslında farkında olmadan, benim 2000 yılında Turkcell’de iken İnsan Kaynaklarının sorduğu “kariyer planınız nedir?” sorusuna verdiğim cevabın uygulamaya geçmesine neden oldu. O zaman söylediğim “ben 35 yaşında emekli olmak, en azından profesyonel yaşamdan bir süre uzak durmak istiyorum” sözü belki de kabul edilen bir dua olmuştu.

O dönem “profesyonel yaşama ara” kararımın hemen ardından, yurtdışında “dil okulu bursu” bulabilir miyim diye bir çaba içine girdim. 2008 yazında çoğunluğu ABD’de olmak üzere Kanada ve İngiltere dahil 100’den fazla dil okuluna email atarak “Ben sizin ülkenizi ve de kültürünüzü yakından tanımak istiyorum. Bu sebeple de okulunuz bana burs verebilir mi?” diye sormuştum. Çoğu olumsuz bile olsa, cevap yazma zahmetinde bulunurken Kanada’nın ve Dünya’nın sayılı üniversitelerinden biri olan University of Victoria Dil Okulu “neden olmasın” cevabını, üç aylık burs verebilecekleri, sadece ulaşım ve konaklama bedelini benim karşılamam gerektiği şeklinde verdi.

Koç.net'ten çıkarken aldığım kıdem tazminatını zaten böyle bir ideal için harcamaya karar vermiştim. Böyle bir tecrübeye --37 yaş gibi-- dil için geç bir yaşta da olsa adım atmak için hazırdım. Ancak bu tecrübenin aynı zamanda tüm düşünce şeklimi değiştireceğimi söyleseler abartıyorsunuz der ve güler geçerdim.

Nitekim 3 aylık dil okulu eğitiminden ayrılırken okulun yetkilisinin söylediği “ülkenize döndüğünüzde kültürel şok yaşayabilirsiniz” sözüne de o an için gülmüştüm ama bana yaşattıkları kültürel şoku hala yaşıyorum desem yalan sayılmaz.

İlk şaşkınlık duyduğum konu; Kanada’da halkın ortak kullanımına açık kapalı alanlarda “sigara içilmesinin yasak olması” oldu. Bırakın bir lokantada, kafede, barda sigaranın yasak olmasını, binaların dibinde dahi sigara içmek yasaktı.

Kanada’nın en batısında bulunan Victoria şehrinde alışveriş merkezinin duvarının dibinde sigara içmek isteyen arkadaşıma, güvenlik görevlisi kibarca “durduğu yerin özel mülkün duvar dibi olduğu, bu sebeple sigara içemeyeceği" bilgisini verdiğinde, yanımdaki arkadaşın tepkisi “eee nerede içeceğim o zaman?” olmuştu. Verilen cevap ise hepimizi şok etmişti. “Duvardan 5 metre açıkta sigara içebilirsiniz” olmuştu. 5 metre dediği mesafe ise yolun ortasına denk geliyordu.

Yine okulda bulunduğumuz bir gün sigara içen arkadaşlarıma okul görevlileri müdahale etmiş onlar da “sigara içecekseniz lütfen okul duvarından biraz açığa gidin” diyerek yine en az 5 metre öteye gidilmesini önermişti.

Vancouver’da sokakları ve şehrin en büyük parklarından biri olan 4 milyon m2 büyüklüğündeki Stanley Park’ı Kanadalı arkadaşımla gezerken ister istemez sordum “Burada sigara ve alkol kullanmak mümkün mü?”. Kendisi yine “kamusal alan kurallarını” hatırlatarak herkesin istediğini yapamayacağını söylemişti.

Türkiye gibi her istediğimizi neredeyse düşünmeden yaptığımız bir ülkeden, böylesine kamu merkezli bir ülkeye gelince artık bocalamaya başlamıştım. Biz mi özgürüz, yoksa onlar mı? Nerede kaldı bu “insan hakları”?

Trafikte İstediğimiz Şeritten Gidebilir miyiz?

British Columbia eyaletinin başkenti olan Victoria şehrinde tanıştığım bir Türk arkadaşın anlattığı bir olay vardı ki bu olsa olsa ancak bir Türkün işi olabilir demekten başka çaresi kalmıyor insanın. Bilirsiniz tek yön olan yola, ters yönde girmemelisiniz. Orada yaşayan Türklerden biri böyle bir yola ters girmemiş, geri geri giderek kuralı ihlal etmiş. O anda doğru istikamette kurallara uygun olarak ilerleyen başka bir araç, bizim Türk'ün kullandığı araca arkadan vurunca ortaya çözülmesi gereken bir problem çıkmış. Türkün kullandığı araca arkadan vurulduğu için bizim Türk “aracıma arkadan vuruldu, ben suçsuzum” iddiasında bulununca, Kanadalı sürücü suçlu duruma düşmüş. Şehrin yöneticileri Türk sürücünün uyanıklığına karşı yönetmelikleri “tek yön yolda, ters istikamette geri geriye araç kullanılmaz” diye güncelleyerek bizim Türkün bulduğu “kural açığını” anında bertaraf etmişler.

Batı ülkelerinde kurallar konduktan sonra, bu kuralları çiğnemek için insanlar çok fazla kafa yormazlar, kuralı bozduğunda karşılaşacakları ceza onları korkutur, bu cezalar insanlar üzerinde caydırıcı bir etki oluşturur. Ancak kimse Türkiye’de olduğu gibi “isyan” da etmez. Kuralların ortak yaşamın bir parçası olduğunu bilirler.

2011 yılından beri Avrupa’da Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya’da araç kullanıyorum. Eğer bir yolda hız sınırı 90 km ise, bomboş bile olsa 91 yapmamaya dikkat ediyorsunuz, yoksa ceza yiyeceğiniz ve bunu ödemek zorunda olduğunuzun farkındasınızdır. Letonya’da küçük bir kasabanın içinde geçerken polis beni durduğunda “aşırı hız yaptınız, ceza kesmek zorundayım” dediğinde hızım ise 50 km’nin altında idi. Bunu söylediğimde “kusura bakmayın burada hız sınırı 30 km” dedi ve cezasını kesti.

Estonya’da ise yollara sabit radarlar bırakıldığından gaz pedalına basmaktan korkarsınız.

Her Letonya dönüşünde en zorlandığım konulardan biri, Türkiye'de araba kullanmak oluyor. Çünkü mesela orada kafanıza göre her şeritte araç kullanamazsınız. Eğer sola veya sağa dönecek ya da yolu takip edecekseniz, muhakkak doğru şeritte olmanız gerekir. Bunun içinde hep yol tabelalarını okumanız, onları takip etmeniz gerekir. Yoksa trafik kazasına sebep verebilirsiniz. Hele hele en dikkat etmeniz gereken şeyse “yaya”lardır. Biri yola atladığında durmanız şart, çünkü öncelik yayanındır. Kafanıza göre “bana ne, ben arabayım” diyemezsiniz. Hele hele “farkları yakarak uyarı veririm, klakson çalarım” konuları ise Türkler dışında insanların bilmediği şeyler.

İşlerin Yapılabilirliği Yerine Önce Yapılamazlığını mı Düşünüyoruz?

Bir başka örnek; 2009 yılında dört ay kaldığım Kanada’dan. Dil okulunun “iş tecrübesi” şeklinde iki haftalık bir programı vardı. Bunun için birkaç görüşme yapmıştım. Aslında kısmen bildiğiniz iş görüşmesi. Benim görüştüğüm kişi de uzun yıllar Microsoft’ta çalışmış, Türkiye’ye gidip gelmiş ve dolayısıyla Türk insanını, Türklerin düşünce şeklini yakından tanıyan bir profesyonel idi.

RSS hizmeti konusunda yeni bir projeyi uygulamaya almayı planlayan bu şirket, hizmeti ücretli olarak vermek üzere bir iş planı hazırlamıştı. Benimle görüşen yetkili ile konuşurken “Türk gibi düşünen biri olarak” zaten bu hizmetleri ücretsiz veren uygulamalar olduğu, insanların ücretli bir uygulamayı tercih etmeyeceklerini söyledim. Görüştüğüm Kanadalı “siz Türkler nedense olaylara hep muhalefet gözü ile bakar, işlerin olumsuz taraflarını, zorluklarını ön plana çıkarırsınız” demişti.

Versiyon Eskide mi Kalmış?

Kısaca özetlediğim 3-5 şey, Türkiye’de yaşayan bizlerin ve yurtdışında yaşayıp sonra Türkiye’ye geri döndüğünde yeniden Türkiye ayarlarına geri dönenlerin, Batı ülkelerin insanlarının düşünme şeklinden bir versiyon düşük olduğunu düşündürtüyor.

Gazetelerde çıkan “Trafikte hız sınırı” uygulamasına çevremdekilerin ve onların çevresindeki insanların sosyal medya üzerinde verdiği tepkiyi görünce şaşırıyorum. Türkiye’de insanların --bugünlerde çok popüler olan-- Endüstri 4.0’dan önce “Beyin 4.0” güncellemesi yapması gerektiğine eminim..

“Beyin 4.0” güncellemesi yapmayan, yani düşünme şeklini “medeni ülkeler seviyesine” getiremeyen bizler geçmişte olduğu gibi “teknoloji üreten” değil olsa olsa ancak “teknoloji tüketen” oluruz. Gelecek nesillerin de tüketici olmalarına yol göstericiliği yapacağımız için onlarca yıl daha “biz adam olmayız, teknoloji üretemeyiz” der durur ve neden dünya ölçeğinde teknoloji firmaları çıkaramadığızı tartışır dururuz.

Sanırım önceliğimizi “Endüstri 4.0”dan önce “Beyin 4.0” güncellemesine vermeliyiz ki “Endüstri 4.0” ve sonrasını yakalayabilelim.
Yazan: turk-internet.com Haber Merkezi      17 Mayıs 2017, Çarşamba      Sayfayı Yazdır         Tavsiye Et Paylaş
  
Eski Haberlerden Bir Tutam
  Bu Kategorideki Son 10 Yazı

  Yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.



Yorum yazabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.
Yukarıdaki giriş panelinden giriş yaptıktan sonra yorum yazabilirsiniz