28 Şubat 2017, Salı   |   English
Kullanıcı Adı:  Şifre: Kayıt Ol     Şifremi Unuttum
Şirketlerin Galibiyet Formülü / İyi Bir Takım Olmanın Önüne Geçen Büyük Hatalar - 3
Yazan: Isil Gülec      13 Ekim 2010, Çarşamba      Sayfayı Yazdır         Tavsiye Et Paylaş
Bir şirketin takım olmadan, yani işinin bütününü görmeyi başarmadan herhangi bir biriminde yapılacak iyileştirme yararlı olabilir de, olmayabilir de. Örneğin, çok üstün nitelikli bir ürün geliştirip, sonra bu ürüne uygun pazar olmadığını keşfetmek gibi! Ya da çok başarılı bir "maliyet düşürme programı" uygulayıp en gerekli elemanların artık şirkette olmadığını farketmek gibi. Örnekler çoğaltılabilir.

Makalenin ilk bölümündeki girişini okumak için burayı ve ikinci bölümündeki hataların öncekilerini okumak için burayı tıklayınız.


İyi Bir Takım Olmanın Önüne Geçen Büyük Hatalar'ın bir kısmını dün yayınlamıştık. Bugün devamını veriyoruz.

“En eski en iyiyi bilir” anlayışı: Genellikle çalışanlar arasında yaygın olan bu anlayış yeniliğe ve değişime gösterilen tepkinin bir yansımasıdır. Bu çalışanlar yöneticileri tarafından doğru yönlendirilmedikleri zaman her yenilik ve değişimi kendileri/kariyerleri açısından potansiyel bir tehlike olarak görürler.

İyi bir yönetici müdahalesinin olmadığı durumlarda bu anlayış şirkete renk katacak yeni çalışanların sırtına bir yük daha yükler. Bu gibi durumlarda tüm ekibe yeni bir enerjinin katacağı faydalar doğru anlatılmalıdır. Yeni bakış açısı ekip içinde oluşmuş körlüğün aşılmasına destek olur. Bu evrede çatışmaları engellemek ise yine yöneticilerin işidir.

“Ben kimseye güvenmem” anlayışı: Bir takımı takım yapan en önemli unsurlardan biri güvendir. Bir arada çalışan insanlar birbirlerini sevmek zorunda değildirler ancak iş yaparken birbirlerine güvenmek zorundadırlar. Yine bunu futbol ile örneklendirirsek forvetine güvenmeyen bir orta saha oyuncusu forvete pas vermek yerine kendi alanını terk edip gol atmaya çalışırsa iki yanlışa sebep olur. Birincisi yerini terk ettiği için takımını riske atmış olur, ikincisi ise uzman olmadığı bir konuya müdahale ederek yakalanmış bir pozisyonun değerlendirilememesine neden olur.

“Küstüm oynamıyorum” anlayışı: Bazen yaptığımız işi en iyi seviyeye çekmek için tartışırız. Bu tartışmalar dozunda sonuçlanabildiği gibi hiç tercih etmeyeceğimiz noktalara da ulaşmış olabilir. Bu tartışmaların çoklu nedenleri vardır ancak profesyonel iş yaşamının profesyonelleri olarak bu durumu kişiselleştirmek yerine doğal karşılamalıyız.

“Kulaktan Kulağa Oynama” anlayışı: Bazı şirketlerde adını ve görevini tam olarak konumlayamadığımız bazı departmanlar kurularak onların her konuda tek temas noktası kabul edilmesi istenir.

Sadece birçok departmanının tek kontakla muhatap olmasını sağladığı için avantajlı bulduğum bu yapının dezavantajlarının küçümsenmeyecek kadar büyük ve riskli olduğunu söyleyebilirim. Bu risklerden bazıları :

    Tek bir departman bir şirket içindeki bütün departmanların bilgi ve deneyimine sahip olamaz. Çoğu zaman bu misyonun yüklendiği departmanlar kendilerini tek karar verici zannedip diğer departmanların bir konuya yönelik fikir ve/veya uyarılarını önemsememe çabası içine girerler. Bu da şirketler içinde bir karmaşaya neden olurken, bir yandan da şirketin ilgili konularda riskle karşı karşıya kalması anlamına gelir.

    Tek temas noktası olması amacıyla kurulmuş departmanlar genellikle tek konuda uzmandır ve önemi dolayısıyla bu uzmanlığın tüm işlerin içinde yer alması istenir. Ancak her işe bu uzmanlığı katmanın yöntemi bu departmanları ayrıştırmak veya diğer departmanlardan ayrı konumlamak olmamalıdır. Bu departmanları diğer departmanlar seviyesinde tutarak şirket içindeki sinerjiyi bozmadan amacınıza ulaşmak çok daha kolaydır.

    Tek konuda uzman kişilerin tek kontak nokta olmaları çocukluk dönemimizden hatırlayacağınız “kulaktan kulağa oyununu” oynamaktan öteye gidemez.Hatta umduğumuzdan daha da kötü sonuçlar verir çünkü süreçlerinize değer katmasını beklediğiniz bu ekipler uzman olmadığı konularda bırakın değer katmayı “A” diye ilettiğiniz mesajı “C” olarak karşı tarafa paylaşırlar.

Böyle bir yapının oluşturulmasıyla takım ruhunu yaratmaya çalıştığınız şirketinizde departmanlarınızı birbirlerini tanımaz, işin bütününü göremez hale getirmiş ve çözülmeyi bekleyen bir yığın probleme neden olmuş olursunuz.

Sonuç olarak bir şirketin takım olmadan, yani işinin bütününü görmeyi başarmadan herhangi bir biriminde yapılacak iyileştirme yararlı olabilir de, olmayabilir de. Örneğin, çok üstün nitelikli bir ürün geliştirip, sonra bu ürüne uygun pazar olmadığını keşfetmek gibi!

Ya da çok başarılı bir "maliyet düşürme programı" uygulayıp en gerekli elemanların artık şirkette olmadığını farketmek gibi. Örnekler çoğaltılabilir.

Bu durumda “herkes kendi işine bakmalı” anlayışı doğru fakat eksik bir anlayıştır. İyi bir takım olunması halinde herkes kendi işine bakarken önce bütünü görecek, işini o bütünü düşünerek yapacaktır.

Bu da tüm ekiplerinizin aynı hedefe eş seviyede coşkuyla koşmasını ve önemli galibiyetlerin altına ne yaptığını bilen ekiplerle imza atmanızı sağlayacaktır.
Yazan: Isil Gülec      13 Ekim 2010, Çarşamba      Sayfayı Yazdır         Tavsiye Et Paylaş
  Bu Kategorideki Son 10 Yazı

  Yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.



Yorum yazabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.
Yukarıdaki giriş panelinden giriş yaptıktan sonra yorum yazabilirsiniz